Perşembe, Ağustos 17, 2006

Kalabak Suyu

>>>>Arkadaşın terasında oturuyorum.. spor sonrası, terli ve susamışım.. Ruzgarı hissediyordum islak saclarimda.. hasta olacaksin sozlerine inat şu betonlarin icine gomulmuş insanlara daldirdim dusuncelerimi...düşüncelerimin arasından "susadın mı?" dedi bir dost.. hiç fena olmazdi ya!..hemen kabul ettim teklifi.. bir şişe su, kalın camlı buyük buzlu viski bardaginin yanında.. onume kondu.. Kalabak suyu yazılı şişeyi görünce içine dalinan tatli düşler sarmaladı beni nedense.........

Love Road, Eskişehir,1998 ©TOA

>>>>O zamanlar 11-12 yaşlarındaydim.. Yaz aylarında, sabahtan akşam ezanı vaktine kadar dışarda yaramazlık yapardık.. Bizden ve evin içinde yaramazlık yapmamızdan usanmış bir anne ve disari sabah erken kaçışlarımız... izinsiz, usülsuz.. yara bere yada toz toprak içinde eve donuslerimiz... kopan yaygara.. "ah! oglum, yaramaz oglum" deyisler.. Kabına sigmayan bir enerji ve merak..

The child from iraq, Eskişehir,1999 ©TOA

>>>>İşte öyle sabahlardan biriydi.. kavurucu bir sicak vardı... Sitemizin yanında bulunan toprak sahada toz ile toprak birbirine karışmış... bir gurultu bir patırtı.. hemencecik dikkatimizi çekti tabii ki... Merak bizi rahat koyar mı o zamanlarda, olay yerine akıverdik kosarak.. hatırlar mısınız o zamanlar hacilar otobusle giderdi Hacca.. Şehirlerde buyuk alanlardan otobusler kaldırılırdı.. Tam tabiriyle, tabii caizse; Ana baba, Dede Nine günü.. Yaşlı, sakallı dedeler; tulbentli nineler ve torun torbalar.. yanımdaki arkadasim hakkı, bize gore biraz daha dindar ve birazda tuccar zihniyette.. Durur mu?.. Bu sıcakta bu kalabalık kaçırılır mı?.. Hemen planları yaptık.. Asla yetişemedigim, o, 5 dakika sonrasında gorusmek uzere evlerimize dagildik........

Trekking to the Inonu hills , Eskişehir,2000 ©TOA

>>>>Eskişehir de gecti çocukluğum.. Ah o en guzel yıllarım.. Eskişehir de çocukluk... Sakin ve kendi halinde demokrat bir kent Eskişehir.. Kuru karasal iklimi ve şehrin can damari sayilan Porsuk disinda, kent pek bir hasretdir su birikintilerine... O yuzden dolar taşar Porsuğumun etrafı.. Eğlence, romantizim, sokak ressamları, sokak müzisyenleri.... Geç saatlere kadar Eskişehirin gençleri Porsuk ırmagi etrafinda.. Su hayatsa, hayat porsukla taşar Eskişehir'in damarlarına..........nedense içmek içinse su yoktur çeşmelerinde... Daha damacanaların ve su firmalarinin turemedigi yıllarda, her evin bir bidonu, her semtin su dagitan bir su tankeri vardi.. Şoförler bile isimleri ile tanınır, onlara, susuz kalınca sitem edilirdi.... "Bizim bidonu neden doldurmadan gittin Osman abi.. aşkolsun yani!.." --mesela yani şimdi ismini hatırlamıyorum, atıyorum tabii ki de-- ...... Bidonların kapaklarının içine, taklit parfümleri dolduran Akgül firmasının beyaz poşetleriyle su parası konurdu.. Yada biz hep ona koyardık.. Mahallenin yolsuz kalmış gençleri ise bu paraları toplar, ganimetleri ile Atari salonlarına yada misket satan bakkallara hücum ederdi... --bana bakmayın! ben asla calmadım--.....

Into the cave; Inonu hills-2 , Eskişehir,2000 ©TOA

>>>>"Tzzzzzzttt" diye öten o eski Ford kamyonun sesini duyunca, kardesimle isimlerimizi hep karıştıran Babam bagirir: " -........- su gelmiş aşağıya inip getir.." Ee! eve su getirmek erkek adamın işi elbet!.. Şimdi "eve ekmek ne zaman getireceksin bakalım" deyişleri hatırladıkça gülüyorum..... O zamanlar egemenlik kayıtsız şartsız ebeveynlerde idi..... Pazara kim gidecek sırası hakkında kardeşimle kavga ettikten sonra, Pazar arabasını alır, torbaları yuklenir, annemi o kalabalığın içinde kaybetmeden alışveriş yapardım.. Annem yapardı daha dogrusu.. Bense taşırdım.. Başka şansımız olmasa da severek yardım ederdim..... Yaşıtlarımdan başka çocuklarsa sıcak yaz aylarında bağırarak dolaşırdı o pazarlarda... "Aaaaaaliss Kaalabaaaak var mı Buzzz gibi su içeeen".... Bu onemli bir slogandır Eskişehir'de.. Daha tüp arabalarına megafon cingıl taktırılmadan evvel o çocuklar vardı........ Su satmaksa ticarete başlamanın yoluydu.. --öyle mi kandırıldı acaba bir kuşak..-- neyse!.....Eskişehir de herkes Kalabak suyu içer, siz bilmessiniz...

Porsuk, Eskişehir,1999 ©TOA

>>>> Haci adayları Mercedes 302S otobuslerinin onunde akrabaları ile helalleşirken ve ustlerinde o sıcak yaz ayına ragmen, bej rengi cubbemsi kıyafetleri ile dolaşırken, elbette susayacaklar.. Ben ve iş arkadaslari ise ayagimiza gelmiş fırsatı degerlendirmeyecegiz de...........?!...Evde buldugum potakal plastik sürahiyi doldurdum.. buzluktaki karlanmış ve buzlanmış yerleri çatal ile kırarak parçaları sürahinin içine attım.. toz toprak içindeki top sahasına koştum... Müsteri kapmak için dagildik duzensiz bir sekilde.... Pazarlardan gozlemlediğimiz ancak pratigini yapmaya hiç firsat bulamadığımız satış işlemini uygulamaya çalışıyorduk.. Hakkı arkadasim ses duzeyi olarak oldukça başarılı ve satış işinde iyi idi.. bense.. Sevimlilik ve çocuksu cazibemi kullanıyordum mu deesem?!.. hayır!.. sadece kısık bir sesle "Kalabak su" diyebiliyordum.. utanıyor, çekiniyordum.. Sonunda Sakallı bir dede beni durdurdu.. Dede mi desem amca mı desem?..işte öyle bir şey!... kıyafet, hitabet yaşlıcana ama gel gör ki cildi pek saglikli... neredeyse genç gibi.... o zamanlar anladım dede olmanın sirri sakalda.. Bardakları doldurdum sıra sıra sirlar kalesinin dedesine... hepsini bir bir içtiler...Maşallah! pek'te susamışlar.. Hani Garanti'nin reklami o zamanlar olsa... izlesem ve usul'ü öğrensem... Avcumu yere paralel kaldırıp sempati yaratabilsem dede de... Bendeniz; Direkt pat diye "(yok şu kadar) TL amca" dedim.. Amca-Dede karışımı insan birden hiddetlendi... Kukreyerek "velet e bak yahuu! sen git çeşmeden doldur sonra da hacca giden adamdan para iste...." sus pustum... boynumu büktüm, gittim..

My friends , Eskişehir,2003 ©TOA

>>>>Kalabak suyu beni ticaretten sogutan ürün belki de.... Paranin sadece mallarin degil, insanlarin da özünden saptıran bir degisim aracı oldugunu gosteren urun de belki Kalabak suyu...... Aslinda dedemsi insan hakli.. Ham maddesi sana ait olmayan bir urunu satmak hiçte durustçe degil... Sen Babanın suyunu al Dedeye sat....olmaaz... ee n'oldu sonra.. okudun da ne oldun?.. Sorarlar adama dimi!?.. Zengin olamadım, olmayacaktim da zaten ama....evet ama............Siz ne olmayı umuyordunuz ki..?..

6 yorum:

Şirin dedi ki...

Blogunuzu çok zaman ayırıp da inceleyemedim ama ne kadar "insanca" olduğunun tadına vardım...
Çok yakında yeniden görüşmek üzere Romantik Boy:))

TheDreamer dedi ki...

esintiler;
insan olmak onemli bir ozellik degil kanimca.. ama insan olamamak onemli bir aksaklik..guzel iltifatlarin icin tesekkur ederim..sevgi ile kalın..

Water lily;
Su ile oyle bir haberdim..bilgilendirdigin icin sagol..eskisehir cok degisimis en son 3 sene once gordum..guzeldi..eskisehirime, sevdiklerime selam olsun..sevgi ile kalın...

EvA yasam mektuplarim dedi ki...

selam

eskisehir ve porsuk cayi... cok soguk gecen kis gunlerinden 3 gunu eskisehirde gecirme. hep guzel hatirlicam orayi.

guzel yazi
sevgiyle kal

aza dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
aza dedi ki...

:)aklıma kimsenin gecmediği sokağa çıkıp evdeki oyuncakları ve cikletlerden cıkan cıkatmaları satmaya çalışıpta satamadığımız, satmaya aslında kıyamadığımız ama satarsak zengin olucağımıza inandığımız çoçuk düşlerim geldi aklıma...
ne mi umuyorduk belkide biraz daha çiklet almayı:)

okuması keyifliydi hemde çok ama hacı amce dede ayıp etmiş yinede girişimci ruha destek cıkmalıydı hem çoçuk sevindirmek kadar güzel bir şey varmıdırki...sevgiler...

TheDreamer dedi ki...

ah bu haci amcelerle olan munasebetlerim.. nednse hep bana karsi garip davranirlar...
sanrim cocukken yapilan bu denemeler insanlarin birazda gelecegi icin sinyaller veriyor.. sonra buyuklerimiz diyorlaki "bu cocukken de boyleydi.. belliydi.." ben dusunuyorum da iyi de satamamisim.. o parasal hirslara kaptirip kendimi yozlasmamisim..
sevgi ile kal..