>>>>H.sonu Istanbul dan annemin gelişiyle, o; çocukluğunun en güzel günlerini geçirdiğini söyleye söyleye anlata anlata bitiremediği; Antakya'yı görmek için yollara koyulduk..
Saint Piere ;Antakya,2006 © TOA
>>>>Geceydi.. hatta yarısıydı.. bardaktan boşalan, arabanın tavanında takırdayan yağmur damlaları yol boyunca bize eşlik ediyordu.. göz gözü görmez bir havada, çukurlu ve eski, bilmediğim bir yolda, bu görüş mesafesiyle zaten çokta hızlı gidemezdim... endişeliydik.. ya yolda kalırsamları kafamızdan atamıyorduk.. Sonra; O ıssız yolda bizim gibi delidolu ve vakitsiz Antebi terketmiş bir konvaya rastladık... Dört beş arabayı önümüze kattım.. Hızımızı düşürüp ipek yolunu andıran bir sukünette, yeni grubumuzla, sakin sakin yola devam ettim.. Annemin endişesi kaybolmuştu, eski Antakya hikayelerini ondan tekrar dinlemeye başlamıştım.. insanlar bir grup halinde ve birlikte iken ne kadar rahatlıyorlar.. içimizde yatan, özlemini duyduğumuz hep birileri ile birlikte olmak.. keyiflerimizi yada üzüntülerimizi birileriyle paylaşmak.. hatta sevdiklerimizle.. birlikte yaşayabilmenin olgunluğuna erişebilmek... burada daha sonra antakya da yaşadıklarımı uzun uzun anlatmak niyetinde değilim....... Antakya da konuşulanlar uzun ve ayrı bir konu bence.. O şehirler arası yolda geçirdiğimiz zamanın aksine güneşli ve güzel bir Pazar yaşadım Antakya' da.. İlk olarak Antakya' ya gidiş yolunda, birlikte ve ortak yaşamak hakkında kafamda bir flashback çaktı...
Sarcophagus ; Antakya,2006 © TOA
>>>>Kafamda; bizim küçücük ve evimizin ufaklıkları olduğumuz çağlara ait hatıralar canlandı.... şu boşta kaldığım anlarda aklıma, istemesemde, yolda takıldığım ve içimde biriktirdiğim fikirler geliveriyor.. Gerçek hayatın düş olduğu bir uyku halinde gibiyim.. Gerçeklerden uyanıp uyanıp, düşlere ayılıveriyorum..
>>>>O zamanlar ben lise çağlarındaydım -ne bileyim işte; belki de üniversite sınavlarına hazırlanıyordum- ... Babam, uzun sure oturduğumuz o lojmanların çok yakınında -belki 50m ötesinde- bir yerde çalışıyordu.. Her öğlen eve yemek yemeğe gelirdi.. Babam; O, soğumuş veya tuzu eksik çorbasını söylenerek içerken, annemde hiç bir zaman yemeklerle senkronize edemediği yada unuttuğu salatayı sofraya yetiştirmek için alalacele uğraşırdı.. bizde sofraya son anda yetişirdik kardeşimle.. Çantaları odamıza attığımız gibi dooğru sofraya koşardık.. ama çok acıktığımızdan değil!... babamızın bizi bekleyip, birlikte yemek yememizi istediğini bildiğimizden.. Oteriter bir babayla yemek yemek...Catholic Church ; Antakya, 2006 © TOA
>>>>Birlikte yemek yemek önemli idi babam için... O zamanlar bu kuralı yıkmak yada o yemekten kaytarmak için ne numaralar çevirirdik.. bazen; okul çıkışı ayak üstü, o salçalı karışık tostları tıkındığımız halde, evdeki yemekleri gene de hızlı hızlı bitirirdik.. Zaten "evde yemek pişmişken dışarda yemek yemek" olur muydu hiç!.. böyle bir saygısızlığı biz yapabilir miydik!.. Yemek yemek ve o masa.. Masa; aynı zamanda ilişki kurmak ve hayata çizeceğimiz yolda bir felsefe edinebilmek için yapılan tartışmalarında ana üssüydü.. şimdi yeni yeni anlıyorum.. Siyasetten, iş yaşamındaki abukluklardan, diğer kadınlar ve annemin diğer ev hanımlarıyla munasebetlerinden ve daha bir çok konudan yemek masasında bahsedilir, o masaya yatırılır, otopsi edilirdi.. Bu toplantılar ailemizin bir dökümü, bilançosu idi aslında.. Oradaki verilere göre aksiyon planı hazırlanırdı kanımca.. ee bir mühendisin oğlu olmak hiçte kolay değil.. paylaşmak; huzursuzluk verici bir ciddiyette de olsa, gerekli idi.. birlikte olmak, bütün olmaya çalışmak motive ediciydi.. Sinerji ise çok az zaman yakalanabildi..Sen Piyer ;Antakya,2006 © TOA
Antkaya's street ; Antakya, 2006 © TOA
>>>>Bugün yeni taşındığım evime bişeyler yapmak için öğle vakti evime gittim.. Evde annem ve antakya?dan bir arkadaşı, misafirimiz, vardı.. kapıyı bu saatte açıpta, evde bir haraket, bir ses duymak ne kadar da garibime gitti.. Ve sonrasında neden oldu bilmem; o Antakyalı, o çok sevdiğim Saadet Ablam bana: "Gittikçe Akif'e daha çok benziyorsun. Ses tonun, tavırların...... " gibisinden birşeyler dedi.. Benzemek, hem de; O benim küçükken hiç beğenmediğim Babama... düşünsenize!.. Biran kendimi evli ve çocuklu bir baba gibi düşledim.. Daha o kadar da çocuk sahibi olmak istemesem de; evimde, paylaştığım, hayatımda olanları aktardığım, biçimine ve şekline düşünsel olarak etki ettiğim insanlar olduğunu düşledim.. Bugün ömrümde belki de ilk defa ben; Evlenmek istedim...
Saadet teyzem ve Antakyalı çocuklar ; Antakya ,2006 © TOA







4 yorum:
Vallahi 5 yıldır evliyim ama sevgili eşime düşünsel olarak hala etkileyemedim:)o nedenle bu konuda fazla hayal kurmanı önermem...
Ama çocuklarla yaşamak çok zevkli, bunu önerebilirim bak:))
sevgiler..ve de hoşgeldin (biraz geç oldu ama:)
Evet!...Eş durumu zor olabilir ama çocukların değişiminde etkinlik durumu biraz daha hallice.. yok yok sanırım haklısın:)...iş yerimi değiştirmem, yeni zorluklar ve dahası bir birbaşınalık böyle tehlikeli fikirlere mi yöneltiyor beni acaba:)) amaan neyseee... sevgi ile kal.. keyifli haftalar..
yıllar oldu antakyaya gitmeyeli.. zaten şu hergün bi macera modundan kurtulsam atıcam kendimi bi yerlere.. ii oldu sayfana gelmem bak bidaa gidiim ben :)
merhaba gökçe.. ne güzel!.. umarım gdersin.. sevgi ile kal..
Yorum Gönder