Pazar, Nisan 08, 2007

Düğün Şarkısı

>>>>Her hafta sonu Tiyatroya gitmeye çalışıyorum.. Bir yandan oyunu izlerken bir yandan da insanları gizliden gizliye süzüyorum.. Mesela bu hafta sonu Düğün şarkısı adlı oyuna gittim. Oyun tek kişilik, tek perdelik bir oyun.. Psikolojik dengeleri kaybolmuş, akli dengesi yitik bir kadın, önceleri çoğu izleyenin ilgisini çekmemişe benziyordu.. Evlilik ile ilgili çeşitli trajik düşler gören o oyuncu ve bunu fırsat bilip bunda romantik bir yan bulanlar.. her verilen mesaj ve romantik anı değerlendirircesine sevgililerine sarılıyorlar.. Bazıları; bırakıp oyunu çıkıveriyor saygısızca.. Genellikle genç kadınlar bunlar.. Orta yaşın olgun kadınları fazlaca hassas karşılıyor o trajediyi.. Yaşanmışlıklar ve aldatışlar tepki çekiyor kadınlardan yana.. Oyunda bir kadın, onun evlilik düşleri, aşık olduğu kocası ve bu duruma düşmesine neden olan olaylar anlatılıyor.. Feminen bir eleştiri hep var elbet, genellikle erkeklere yönelik.. Alınmadım üzerime ilk başta.. Kadını tanımak adına; put kesilmiş, dut yemişe dönmüş delikanlı sevgililerin sabrına bakıyorum göz ucuyla.. Suskunlar yanlarındakine inat..Yer yer oyuncunun aşırı hassas, annesiyle paylaşımlarına gülüyoruz.. belli ki bildik sözcükleri buluyoruz o konuşmasında ve heyecanında.. Genç kadınlar biraz da bozuluyor evliliğin sorgulandığı o durumlara.. Evlilik ciddi bir düş elbet, sorgulanmak içinse fazlaca gerçekçi ve dokunulamaz... Oyunun sonunu burada anlatmadan yorum yapmaya çalışmakta ne kadar zormuş..

İzmir Devlet Tiyatrosu - Düğün Şarkısı

>>>>Sahne ve dekor çok iyi seçilmişti. Bir Lunaparktan fırlamışa benzer güldüren aynalar sahnenin her yerinde idi. Çarpık aynalar kadının kendine bakışındaki düşselliği simgeler nitelikteydi.. Sahnenin bir köşesinde, elinde klarneti, sanki bir mitten çıkıp gelivermiş telli duvaklı bir gelin; hepsi ayrı ayrı tamamlayıcı birer faktördü sahnede.. Bir kenarda oturmuş öylece; esas oyuncunun duruşuna ve anlattıklarına klarnet’i ile eşlik ediyordu.. Oyun boyunca duvaklı gelinliği ile ne konuştu ne de yerinden doğru dürüst kalktı..... Dengesini yitirmiş o kadının içine düştüğü buhran, bende korku ve müthiş bir hüzün yarattı.. Ürperdim.. Bir kadının sevdiği uğruna nelere katlanabileceği ve ne hallere düşebileceğini gösteren bir senaryo vardı önümüzde.. Şüphesiz her şeye gülüp geçebilen yeni jenerasyon için sıkıcı ve vakit kaybı olan bu oyun; sonunda ne çok şey kattı bana.. Koptu kopacak, pamuk ipliğinin ucunda bir psikoloji.. İstenilenler ve bulunanlar, elde kalanlar.. Hayatlarını adayacakları erkekleri arayan o kadınlar.. Tanıdıklarımı, eskittiğimi sandıklarımı düşünmeden edemez olmuştum.. “Ne yaparsan yap, ama kadınların ah!ını alma evladım..” demişti bir baba.. O yüzden belki de bu kadar uzak duruşum.. Ah! ı çok defalar alınmış, dumanı üzerinde tüten o yalnız kadını izlemek, beni çok derinden etkiledi..

Tek ; GaziAntep, 2007 © TOA

>>>>Not: Oyunda özellikle müthiş performansı ile bende büyük bir hayranlık uyandıran; Şebnem DOĞRUER i ve İzmir devlet tiyatrosunun oyunda emeği geçen tüm ekibini yürekten kutluyorum..

6 yorum:

celerone dedi ki...

Tiyatro insana nasıl da feleğini şaşırtıyor değil mi? Başka hiçbir şeye benzemiyor bence. Ama ne güzel, antenleriniz hep açık dreamer.

Selamlar,

New York Muhtari dedi ki...

Dreamer, bekledigimize degdi, yine ne guzel yazmissin. Tiyatro'ya eskiden ne cok giderdim, yazini okuyunca eski gunler aklima geldi birden..

diline saglik..

TheDreamer dedi ki...

Sevgili CelerOne;
Evet! antenlerim hep açık. İşlemcimin kaldırdığı ölçüde algılamaya çalışıyorum insanları. Her tiyatro oyunu güzel değil..Tiyatroda en çok oyuncunun gözünüzün içine bakarak repliğini söylediği o anlar hoşuma gidiyor. Gerçek ile düş arasında gidip geliyor ve sonunda sahne içine vakumlanıyorsunuz. O anda oyun sanki hayatın ta kendisi.. Felek mi hayır bence şaşırdığımız oyun içinde oyun' da ki yerimiz ve yaptıklarımız..
Selamlar..

TheDreamer dedi ki...

Sevgili Muhtar;
Beğenmene ve değmesine sevindim. Gördüklerimi en yalın haliyle aktarmaya çalışıyorum..olduğu kadarıyla.. NYC deki sahnelerin ve oyunların efsanevi olduğunu duymuştum.. Eski günlerdeki gibi mi oyunlar acaba?.. Oyun, oyuncu ve seyirci bütünleşince Tiyatro daha bir keyifli oluyor. Bazı oyunlar interaktif.. Seyirciyi oyunun içine çekmek ister gibi doğaçlama skeçlerle dolu..

Bu oyunda; Gözüme içine bakarak ağlamaklı konuşurken bir ara inan yüreğim titredi.. Sonunda oyuncu, seyirciyi selamlarken bile hala ağlıyordu. işte öyle bir kaptırmıştı oyuna kendini..neysem..
Selamlar..

B5 dedi ki...

Siz de böyle yazdikca benim daha cok icim gidiyor. Usteli Istanbul´da festival de baslayacak... : (
Özledigim seyleri tam "aklimdan cikardim, artik mutluyum, yillar gecti unuttum" dedigim vakit, icimden bir ses yine ona geri donuyor..
Sonra yine ..t i y a t r o... diye sayikliyorum.. :(


ps:Burayi Muhtardan buldum, cok iyi yaziyorsun. Ama bu kadar hüzünlenecegimi tahmin etmezdim gizli özlemim yuzunden.. Benim yerime de izleyin olmuyor tiyatroda..

TheDreamer dedi ki...

Tiyatro yu burada yazmamım bir nedeni de bu.. Sadece o anlık olan seyirci ile oyuncunun etkileşimi.. işte güzel olan da birazda bu; Aynı oyunu bir sonraki gün bile farklı bir tad ile izleyebilmek..
Sevgi iel kalın..