>>>>Başlamak bazen o kadar zor ki!.. Başlamak, yapmanın yarısıdır derler.. Başlayabilmek yapabilmeye gem vuran bir düşüncedir aslında.. Mantık yürütür en kaçamağından insan.. "Yazmak için yazmamak ya da bir şeyleri yapmak için yapmamak gerek" der önce.... "Nereye nasıl gideceğini tam olarak kestiremeden başlamamalıyım" ya da.. "Nedenini ya da gereğini içimde hissedemeden başlayamam".. Hep bir mazeretimiz vardır ya başlayamamak için... Ancak irdeleyip her şeyi, sonunda, ürkerek dahi olsa başlayabiliriz.. Başlarız, başladığımızda bitirebileceğimize olan sonsuz inancımız sırtımızda......
>>>>Başlayamamak dedim ya!.. Bazen sanki basılıyor bir buton a ve devre dışı kalıyor; beş duyu ve o düşünce.. Mazeretim vardı ya! "Yazamam ben; düşünüp, planlayarak. Duygusuz ve mekanik-kimimize göre- olsun istemem.."......... Yazan için en kolayı bence sorgulamadan, akar gibi yazabilmek.. İçinden geldiğince.. düşünmeden.. kestirimsiz.. sonuçları önemsenmeden.. yazan için düşünmeden yazabilmekte tek sorun ise; beklemek.. Ummadığımız bir an ı, evet o en derin An ı beklemek.. Zamanı geldiğinde içinden söküp atabilmek.. Hepimizin hayatında karmaşa ve koşuşturmaca var.. Bir fikir belirse dahi.. kalamıyorsun kendi başına.. Kaçıyor burnunun dibine kadar geliveren gezgin ruhlu o AN.. Başka bir fikir gelip onu sislerin içine gömüyor.. "ne yapacaktım ben şimdi" leri kurguluyor düşünce son sürat.. Dalıp çıkışın ne kadar çok ise o kadar düzensiz ruhsal ritm.. Kafan Ambale.. Gereklilikler ile düşler arasında gidip gelen bir yakan top......Hatay ATA koleji; Antakya, 2007 ; © TOA
>>>>Başlayabilmek içinse en kolayı elbette refleks davranışlarımız.. Hayatımızın en hızlı, verimli zamanları bu istemsiz kararlar ile geçen süreçlerden ibaret.. Öz devinimlerimizin (otomatizm) bizi sürüklediği o an lar.. Bazen amigdalanın beden e egemen olduğu o an’lar.. işimize geliyor kendiliğinden yapıla gelen.... Her seferinde düşünmek ve sonrasında hareket e geçmek ne kadar mantıklı bir seçim de olsa, kaybedeceğimiz zaman ve enerjiyi düşünüyor insan.. Verimlilik budalası endüstri toplumunu oluşturan bizler için müthiş bir kayıp elbette bu.. Seri üretim ve bant sisteminden bu yana her şeyi basite indirgeyerek hızlandırmak derdinde olan insanlık içinse müthiş bir israf.. Bir de şu açıdan düşünmek gerek tabii ki: hızlı ve sayıca çok mu olması yoksa az ama kaliteli olması mı iyi ?.. Yazmak gerektiği için mi yazmalı yoksa......................... Tercihiniz?..Antakya Carsi; Antakya, 2007 ; © TOA
Hatay Valiliği; Antakya, 2007 ; © TOA



2 yorum:
Sevgili Dreamer,
sen dusuncelerinden kacmak istesen de, baska bir sehre gitsen de onlar seninle beraber adeta bir golge gibi yani basinda bitiyor. Kacis fiziksel olsa da, dusuncelerin senin kacmana maalesef musaade etmiyor. Sorun ne ise bir an once yuzlesmek ve cozum arayisina girmek en dogrusu.
Yazmak bir gereklilik mi bilmiyorum, sanirim herkesin farkli cevabi vardir. Ama ben oyle icimden geldigi gibi yazmayi seviyorum, cok tartip, bictigim zaman ortaya cikan yazi sanki dogalligini yitiriyor, ictenligini kaybediyor saniyorum. Eskiden cok yazardim ve odul kazananlarin cogu bir kalemde yazdiklarim, uzerinden 50 kere gectiklerimi su an ben bile inan hatirlamiyorum. Ama herkesin stili farkli..
Ben senin her yazini cok ama cok seviyorum. hele haftasonlari telas olmadan okunanlar var ya, hani guzel bir cay esliginde, iste o zaman degme keyfime..
Caninin sikkinligi gecmistir umarim..
New York'lu dostun
Sevgili Muhtar;
Çok eskiden beri yazdığını, yazdıklarından ödül kazandığını bilmiyordum..ee! çok güzel..NYC de de olsa yazılarımı okuyan bu kadar değerli birinin olduğunu bilmek süpperrr..ben iyiyim..yine ankara da idim yeni döndüm..oradaki işlerimi hallettim..yoğundum.. biraz gec oldu cevabım kusuruma bakma..canımın sıkkınlığı gecti..ince dusuncen, icten merakin icin cok tesekkurler..
Sevgiler en icten duygularimla...
Yorum Gönder