Pazartesi, Ağustos 07, 2006

Kayıp İhtiraslar

>>>> Bir çocuk uyandı küçük yatağında.. Kalktı birden koşarcasina.. sağ yanında yatağının bir pencere; kendi kadar, pek minik.. Penceresinde görünen ne bir bina ne bir ağaç... Yalnızca koskoca bir ova.. sonsuz bir ova.. bir ova ki; buğdaylar rüzgarın kanatlarıyla dalgalanırdı ufka kadar... Bir denizi andırırdı bu ıssız ova.. Ovanın bir ucundan öteki ucuna , belki de tam ortasından, evine paralel bir tren geçerdi her sabah tam 6:30 da.. Kalkar, penceresinden bakar, kendisini görmeyen yolculara el sallardı.. içine kapatıldığı küçük ev ve hayallerine bile sığdıramadığı kocaman bir ova.. Annesi daha, ufak tefek diye tek başına salmasa da dışarı; o bir gün kaçacaktı, o kara trenin gerçek yolcularını görmeye.. Buluşacaktı o kimsesiz yolcularla, bir sabah tam 6:30 da... Ve o ovanın tam ortasından diğer yarısına bakarken arkasına dönerek uzaklardaki evine bakmak; geçmişine bakar gibi.. Bakınmak, nerelerden gelmişim ben diyerek başarmanın sarhoşluğu ile..

Ortaköy-1; Istanbul,2006 © TOA

>>>>Peki bu mudur başarmak? Bize büyük değerler kazandırmasa da başarmak; istediğine ulaşmak mıdır? Ya da istediğine sahip olmak.. Onun varlığının üzerinde söz sahibi olduğunu görmek? Sonunda güçlü olduğunu hissetmek midir Başarmak?... belki de hissettirmek!... Onun; trene varmak, sınırlarını aşmak ve bir yerlere ulaşmaktı tek isteği.. Tutku ile hayata bağlandığı tek gerçek, o trene vardığı an'ı yaşamak içindi.. çünkü tutkular bağlar hayata.. tutkular güç verir.. Terler dökülür hayaller için, ulaşamadığımızda döktüğümüz göz yaşlarımız kadar yoğun...... hırsları yoktu belki ama ihtiraslıydı.. Ne insanlar vardır; bazen uğruna ölünebilen ihtirasları ile... Herkes için birbirinden farklı ama önceden bilinemeyecek ölümcül ihtiraslar vardır yaşanması gereken..

Ortaköy-2; Istanbul,2006 © TOA

>>>>Bir sabahın körü, evin olgunları daha güne gözlerini açmadan, o giyiniverdi kısacık şortunu.. Soğuk marleye basıverdi minik adımlarla.. Dış kapı; gövdesine bastırılarak açılıverdi usulca.. Aynı sessizlikte çekiliverdi peşi sıra.. beklendi kapının dış tarafında... evin içine kulak dayandı, uyananların pek mümkün homurtularını beklercesine... belki korkuyordu.. gidemeyecekti o kadar uzaklara.. Yarı yolda kalacak, başaramayacaktı.. Biri uyansa hani ve onu durdursa.. Bu iş burada bitse... ama denemeliydi... hissettiği tek şey "gitmesi" gerekliliği idi... o kalbinin sesine inandı... merdivenleri, korkuluklarına tutunarak en dip kenarından iniverdi kat kat... Sabah soğuk, ürpertici ve yeni yeni ışımakta idi... karga sesleri "geri dön" der gibiydi.. "o kadar uzaklara sen gidemezsin, sen daha bir çocuksun"....... Yapraklarla birlikte yollara döküldü bir sonbahar sabahı.. güneşin güne merhaba dediği o ihtiras ovasına doğru minik adımlarla ilerliyordu.... Çimlerin üzerinde küçücük damlalar, damlalar bacaklarında, ürpertici bir soğuk ve yürümek.. Site çepeçevre dikenli tellerle çevirili idi... Dikenler, içine kapatılışımız; "güzelliklerden uzak dur" der gibi....... Farklı bir düzleme kurulmuş bu site, ovadan birkaç metre yüksekte idi.. Sitenin giriş kapısındaki görevlilere gözükmeden dışarı çıkamazdı.. dikenli tellerin içinden geçip aşağı inebilirdi belki... denemeliydi... dikenli tellerin arasından önce zayıf bedenini geçirdi.. sonrasında ise tek ayağını.... dikenli tellerin ardında, sadece ayakları üzerinde dik durabileceği kadar dar bir zemin vardı.. Ovanın bulunduğu aşağı yerde ise Çöp Tenekeleri....

Beyoğlu-1; Istanbul,2006 © TOA

>>>>Sirtını tellere vererek biraz ilerlerse.. çöp tenekelerini olmadığı yere ulaşabilirse........ ikinci ayağını tellerden kurtarırken birden takılıverdi dikenlere.. dengesini kaybetti ve çöp tenekelerinin içine yuvarlandı... başını çarpmış, kendinden geçmişti.. kendine geldiğinde apartman sakinleri ve babası başında idi.. gözünden yaşlar geldi ilk anda.... gidememişti.. bundan sonra da gitmesine izin verilmeyecekti... "ne işin var senin bu saatte, bu rezil yerde" dedi bir baba...babası.. hayallerini çöp kutusuna atıvermişti, kendisi ile birlikte.. Gitmek istemesinin nedenlerini başkalarına mantıklı bir şekilde anlatamayacağını ilk o anda öğrendi... hayallerine tutku ile sarılan o çocuğun ihtiraslarına ilk orada gem vuruldu...ihtiraslarını belki ilk o an' da kaybetti.. cesur kararlar vermekten, dilediği için her istediğini yapmaya kalkışmaktan, istemenin her şeyden hep daha önemli olduğunu bilmekten, ilk o anda vazgeçti.......

Beyoğlu-2; Istanbul,2006 © TOA

>>>>Birden, kendisine dokunan o adamın itelemesi ile ayılıverdi hayallerinden... "Eczane durağına geldik beyefendi" dediler.. Ne kadarda çabuk gelmişti... teşekkür etti.. Minibüsten indi.. Çocukluğunu düşündü yürüdüğü yol boyunca.. düşlere dalmıştı gene...--- uzaklar.. ulaşılmaz sanılan uzaklar.."neden olmasın!" deyişler.. neredeydi tüm bu düşünceler......Ayaklarından yer yüzüne bağlanmış küçük bir serçe ne kadar hoş ötebilir.. Daha ne kadar daha uçabilir sahibinin gittikçe kısalttığı ipin ucunda... menzil ne kadarda küçük.. hayallerim gittikçe sığlaşıyor.... Aşklarım vardı en azından.. Onlar; bu bilinmez çölde kendimi özgür hissettiğim vahalarımdı benim... Ya! tutkularım?!.. o cesur tavırlar ve kararlar nerede?..... bulamadım.. kayboldum ben o çöplükte ihtiraslarımla birlikte.. Kaybolan ihtiraslarım...

Beyoğlu-3; Istanbul,2006 © TOA

9 yorum:

aza dedi ki...

ben çöplükte kaybolmak istemiyorum mesela sadece gidebilmek...belki daha iyi olur o zaman herşey...

morticia dedi ki...

hımm..
ah ah..

Adsız dedi ki...

şu ortaköy fotoları aldı götürdü beni yine :(

TheDreamer dedi ki...

kürkmantolumadonna;
sanırım sen,hikayenin sonunda tren yoluna varmasını istiyorsun?.. tam anlayamadım..sevgi ile kal..

pnar;
Hosgeldin!..sen galiba biraz daha kıpır kıpır birisin:)bunaltmasın benim yazdıklarım sakın seni:)sevgi ile kal..

veee MELTEM;
senin shu son "ankaraya gidiorum..." yazina uzun bir yorum yapmak niyetinde idim..tercihlerinde belirleyici olma sorumlulugunu almak istemedigim icin bugün buraya yaziyorum..sevgi benim icin onemli bir duygudur..ancaaak; hayatında biri için yapacagin tercihlerinin herzaman istedigin sonuclari dogurmayacagini öngormelisin.. yani sen birçok özveride bulunup hayatinin yonunu ona gore belirledigin kisi icin ileride hayal kirikligi yasayabilirsin..yalniz kalabilirsin..yada sen degisebilr ve gitmek, ayrilmak isteyebilirisin..bu sadece senin yasin icin degil her yas gecerli..o yuzden tercih nedenlerinde bence gercekten hangi okulu istedigin oncelikli olmali..cunku inan bana sevilebilecek ve seni sevecek insanlar her yerde var..ama sevme nedenlerin ve begenilerin hep ayni kalmayacak..cunku insan degisken..insan kesfettikce yoneliyor baska baska konulara, insanlara ve hayallere..ve sonunda tercihlerimizin bizi goturdugu noktalara variyoruz..tercihlerimizin sonuclarini yasiyoruz..tercihler hep bize ait olmali o yuzden..o yuzden seni etkilememek icin tum bunlari o zaman yazmadim..doktorluk secimini yapmadan evvel sana ne demistim?.. doktor olmak istiyorsan iki kere dusun..cunku doktorluk idealist ve degerli insanlarin yapmasi gereken onurlu bir meslek..
Umarım üniversite yaşamında rengarenk dopdolu bir hayat yaşarsın..Sevgiler...

Deadora dedi ki...

ben degilde ihtiraslarim cöplükte kaldi.. onlara cöp gibi davranildigindan olsa gerek, bende "baskasi ne der"lere kapildigimdan ve onlar nasil görmek istiyor ve görüyorsa bir süre sonra öyle gördügümden cöplüge attim..
simdi mutlu muyum? oldukca.. cünkü artik "baskasi ne der" lere bakmamayi ögrendim.. nasil mi? cöplüge her geri dönüsümde ve kokular yüzünden mide bulantisi gecirdigimde ihtiraslarimi tekrar elime bile alamadigimda ögrendim..

Adsız dedi ki...

merhabalar oytuncum
söylediğin şeyler çok doğru öyle ki bunlara katılmamak mümkün değil.Şunu söylemeliyim ki tercihimde sevdiğim insanda etkendi ama bu diğer etkenlerin yanında oldukca küçüktü bence.Benim için en iyi okullar ve alabileceğim en güzel eğitimin ankarada olucağını düşünüyordum ama istanbulu çok seviyor olmamdan dolayı istanbuldaki üniversiteleri seçmek istiyordum.Yani eğitimin niteliğini o zamanlar pek umursamıyordum ama incelediklerim ve öğrendiklerim bunu umursamam gerektiğini öğretti bana ve ilk üç tercihim ankara üzerine yaptım.Sevdiğim kişiyle aynı şehirde olmak istiyordum doğal olarak ama o zaman için mümkün görünmüyordu çünkü o ilk tercihini kocaeli olarak yapmıştı ikinci tercihi ankaraydı fakat sonradan ilginç bi durum oldu.Ankara da sececeği bölümün puanı kocaelindekinden daha yüksekmiş.Mecbur olarak onu ilk tercihine yazdı.Zaten ilk tercihine yerleşecekti.Yani bu durum biraz da tesadüf oldu diyebilirim.Kimse kimseye karışmadı kararları konusunda.Duygularımız mantığımızı ele geçermedi.Dediğin gibi herşey olabilir.İlerde bir ayrılıkta olabilir.o yüzden herşeyi bir insan üzerine daha şimdiden kurmak bence de yanlıştır.Biraz sıkıcı ve uzun yazdım ama umarım anlatabilmişimdir.Ama ikimizin aynı şehirde olacağını bilmek sevincime sevinç kattı.Blogumdaki yazımda da onu vurgulamaya çalıştım.
Doktorluk mesleğine gelince;bu kararı vermekte çok uzun zamanlar düşündüm.Ve ben bu mesleği yapmak istiyorum ve en güzel şekilde yapacağıma da inanıyorum.
Üniversite yaşamımdaki güzel dileğin içinde çok teşekkür ederim.
Çok iyi bir blogger dostsun:)
Düşüncelerini benimle paylaştığın için çok mutlu oldum.
Sevgiler...

morticia dedi ki...

haydaa kötü bişiy demedim.çok başarılı bi yazı bi kere.onun içindir ahlamam.

TheDreamer dedi ki...

Sevgili Deadora;
Sözlerinde gene başka başka dokundurmalar seziyorum, ama artık kendimi paronayak gibi gormeye başladım..herhalde böyle dusunmuyordur diyorum kendi kendime..başkası ne derse desin, istedigini yapacak kadar cesursan ne mutlu sana..sevgi ile kal..

MELTEM;
bir çok acidan bakabilerek tercih yapmana senin adina sevindim..en azindan tanidigim ve sevdigim bazi insanlarin hatasina sen dusmeyeceksin gibi gorunuyor...sevgi ile kal..

pnar;
beğenin için teşekkürler..hatta ahlanarak bile olsa..sevgiyle..

Deadora dedi ki...

ne yazsam alinacaksin.. en iyisi mi bosver..